— 2011 tarihli bir konuşma metni; ilk kez 10’da yayımlandı.
9. Uluslararası İstanbul Bienali
Ekip
9. Uluslararası İstanbul Bienali’nin küratörü seçilen Charles Esche projeyi birlikte gerçekleştirmemizi önerdi. İşe bir ekip kurmakla başladık. Buralı olup uluslararası ortama dair yeterli bilgiye sahip biri ve dışarıdan gelmiş olmakla birlikte yerel ortama dair geçmişe sahip birinin ekipte olması önemliydi. Bizim için bienal, aynı zamanda bir eğitim süreciydi. Sırasıyla İstanbul Güncel Sanat Projesi ve Platform Garanti Güncel Sanat Merkezi ile Charles’ın direktörlüğünü yaptığı, Malmö’de yer alan Rooseum’da çalışan Esra Sarıgedik’in yanı sıra, Platform’un ikinci yılından itibaren kurumda program üreten November Paynter aramıza katıldı.
İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafında, bütçesi hatırı sayılır açık vermiş olan son bienal nedeniyle birtakım sıkıntılar vardı ve kabak, bienalde çalışanların başına patlamıştı. İstanbul festivallerinden biri olarak başlayan ve çoğu zaman yeterli destek bulunamamasından dolayı vakfı mali açıdan zorlayan bienal, art arda müzik, tiyatro ve film festivalleri düzenleyen bir ekibin tam da benimsemediği, en yorucu çalışma dönemini takiben gerçekleştirilen ve herkesin tatil zamanına denk gelen bir projeydi. Öte yandan, İKSV’nin dünyaca tanınan yegâne etkinliğiydi. Ancak, küratörün yurt dışından seçilmesinin oluşturduğu konuk-işveren ilişkisi çok sağlıklı değildi. Konuk küratöre yakın çalışan ekipler, çoklukla vakfın çıkarlarını korumuyormuş gibi algılanıyordu. 9. bienale hazırlanırken Platform’da paralel ofis oluşturarak projenin bir kısmını oradan yönettik. Vakıf tarafında da Çelenk Bafra, Ceren Erdem ve Bozkurt Karasu gibi bir ekibin olması işimizi kolaylaştırdı.
Kent
İstanbul yaşayan, dinamik bir kent. Örneğin, 65 bin kişilik nüfusu her geçen yıl azalan ve yerleşik izleyicisi olmayan bienal kenti Venedik ile karşılaştırıldığında projenin nerede olduğu apayrı bir önem kazanıyor. Bu bienal ile 1992’deki 3. bienal arasında İstanbul’a dair bağlantılar var. Kent, 2001’de Proje4L’de gerçekleştirilen Yerleşmek sergisinin yanı sıra, başlangıç noktası İstanbul olan bir dizi sergi [1], söyleşi [2], atölye [3] ve metinle birçok projenin odağındaydı. Charles’la daha geniş bir tarihî yörüngeye bakarak kentin siyasi, sosyal ve bölgesel potansiyelini anlamaya çalışıyorduk. Bu anlamda, Orta Doğu ve Balkanlar ya da Güneydoğu Akdeniz ve Güneydoğu Avrupa’yı birbirine yakınlaştıran ögelere yoğunlaştık. Bu coğrafyaya karşı İstanbul’un bir sorumluluğu bulunduğuna ikna olmuştuk. Tarihi boyunca bu bölgelerden beslenen kentin, içinde var olduğu coğrafyaya değer vermesi gerekiyordu. [4] Bienal kente temellenirken bir yandan da dünya için manalı ve önemli olanlara bakma suretiyle giderek artan uluslararası bienal furyasına farklı bir yaklaşım vadetmeliydi.
Model
9. bienal, yalnızca bir sergi değil, bir model oluşturma çabasıydı. Açılış günlerine odaklanmak yerine, iki yıla yayılan bir program biçimlemeye çalıştık. Bir olgu ve etkinlik olarak sergi, bienalin önemli parçasıydı ama başlangıç tarihinin öncesi ve sonrasına doğru birer yıl esnettiğimiz bienal, İstanbul’un yanı sıra yerlere de sirayet etti. [5]
Mekân
Bir diğer yaklaşım, sergiyi bu sefer gerçek, yaşayan İstanbul’a yerleştirmekti. Her İstanbul Bienali küratörü gibi, biz de öncelikle mekân aramaya giriştik. İşler mekân(lar)la eşleştirileceğinden belli bir güvence gerekiyordu. İlk olarak Feshane’ye baktık. Yeniden işlevlendirmenin özgün bir endüstri yapısından mermer yer kaplamaları ve Osmanlı mimarisi taklidi kemerlerle acayip bir yere dönüştürdüğü Feshane’yi kullanmak mümkün değildi. Bir diğer mekân, Camialtı Tersanesi’ydi. Tüm sergiyi içerebilecek kadar büyüktü. Kentin kamu erişimine açık olmayan kıyılarında ya ordu ya da diğer devlet yapılarının konumlandığı düşünüldüğünde, bienal döneminde tersanenin kapılarının halka açılması uyarıcı olabilirdi. Öte yandan bienal, özelleştirilmenin eşiğindeki bu tip tarihî yapıların yeniden işlevlendirilmesinden yarar sağlayacak kesimlerin işine gelmiyordu; yapılar kamu bilincinde yer edinebilir ve özelleştirme tartışmaya açılabilirdi çünkü. Sonuçta tersaneyi alamadık. Belediye, Tepebaşı’nda TRT’nin binasının eskiden TÜYAP fuar alanı olarak kullanılan zemin katlarını kullanabileceğimize dair sözlü teminatta bulundu; caydılar bir süre sonra. İstiklal Caddesi’nde bulunan ve uzun yıllardır kapalı duran Saray Sineması’na baktık. Sonraları Demirören İstiklal adlı bir alışveriş merkezine dönüştürülecek olan yapının sahipleri yakında inşaat sürecine geçileceğini söyleyip fikre yanaşmadı; o inşaat beş yıl sonra başlatıldı. Sonra bir gün hayalimizdeki yeri bulduk! Orhan Pamuk’un Kara Kitap’ına dönecek; tüm sergiyi yeraltında, hâlen Şişhane Metro İstasyonu olan yerde gerçekleştirecektik. Belediyeyle anlaştık; açılışa beş ay kala anlaşmayı bozdular. Her şeye sıfırdan başlamak zorundaydık…
Esra, mekân keşfinde film çekimleri için lokasyon arayan ekiplerle çalışmayı önerdi. Mekânların benzer işlevlere sahip olmasına gerek yoktu; yöntem değiştirip bambaşka bir ekolojiye açıldık. Sonunda birbirine yürüme mesafesinde küçük birer opera binası ve ardiye ile büyük bir deponun yanı sıra, birer konut yapısı, sanat galerisi ve mağaza kullandık. [6] Tarihî merkezler yerine, Beyoğlu ve Galata’nın gündelik hayata bağlı mahallelerine yoğunlaştık. Her yapı, işlerin ihtiyacına göre çok farklı mekânlar sundu. Bir diğer mesele de, tüm mekânları ayırt edici bir tasarımla “işaretlemek”ti. İtalyan mimarlık grubu GRUPPO A12, İstanbul’da dahi bir anda ayırt edilebilecek bir renk (macenta) ile kısmî boyama yaparak çözümü buldu. [7] Öte yandan, söz konusu bölge aşırı kamusallık barındırdığı ve dolayısıyla zaman zaman siyasi bir araca dönebildiği için tüm bu yerleri küreselleşmeden ayrı okumadan, farklılık kazandıran nüanslarıyla ele almaya gayret ettik.
Yöntem
Mekânların saptanmasından sonraki konular, sanatçıların mekânlarla eşleştirilmesi ve mekânlar arası geçişlerin bienal ile kent arasında okunması oldu. Çok sayıda küçük mekân, büyük sergileri gezen izleyicilerde kaçınılmaz olarak gelişen algı yorgunluğuyla başa çıkmamızı sağladı. Bir yaya programı olarak kurguladığımız serginin güzergâhına işler ve olaylar yerleştirdik. Mekânlar arasındaki yürüyüş, bienal deneyiminin bir parçası olarak değerlendirildi. İzleyicinin sokakta yer alan işlerle bir anlığına olsun İstanbul’a ayrı bir gözle bakmasını, daha da önemlisi bölgenin dokusundan esinlenmesini arzu ettik.
Özel davetleri yasakladığımız gibi bienale özel bir kafe veya dükkân açmadık; alışılmış ekonomik faaliyetlerden uzak durarak bez çanta, bardak ve tişört gibi promosyon ürün yaptırmadık. Mahallelerde mevcut bir ekonomi vardı ve buna müdahale etmek doğru değildi. Tütün Deposu’nun önündeki kaldırıma ek masa koyan mahalleli kıraathaneyi genişletti; istediğimiz tam olarak böylesi yerinde girişimlerdi.
Sanatçılar
53 sanatçı ve sanatçı grubuyla çalıştık. Yaklaşık yarısı, bir ila altı ay arasında değişen sürelerde yaşayıp çalışmak üzere İstanbul’a davet edildi. Platform’un misafir sanatçı programının bir bölümünü bienal sanatçılarına ayırdık. Kısa süreli araştırma gezileri yapmalarını istemedik; uzunca bir zaman burayı deneyimlemeleri gerekiyordu. Ani refleksler oluşturulmadı böylece; İstanbul gibi “Doğu-Batı” klişelerinin merkezi olan bir kentte sık rastlanan egzotizmden uzak durmak belirleyiciydi. Sanatçılar projeleri üzerinde bizimle olduğu kadar, projelerini yürüttükleri yerlerde yaşayanlarla da konuşup tartışıyordu. Hep beraber sürecin içerisindeydik.
Belirli bir kariyeri olan bir sanatçının, yaşadığı yerden farklı bir kentte gerçekleştirilen bir sergiye aylarını adamasının ne denli zor olduğu takdir edilebilir. Bu yüzden, yaş, uluslararası prestij veya fon desteği gibi konuların katılımına engel teşkil etmediği sanatçılarla çalışmaya karar verdik. Sanatçı listesinde tanınmış çok az kişi vardı; bildik isimlerin dolaşımda olduğu bir sergi yapmak istemiyorduk. Bienalin diğer yarısınıysa, çeşitli ülkelerden gelen işlerle oluşturduk. Bu anlatılar, İstanbul’la güçlü tarihsel bağları olan Kahire, Priştine, Almatı ve Berlin gibi gibi kentlerle karşıtlık ve karşılaştırmalar sağladı.
Konumlamalar
İstanbul’daki diğer kurumlara nasıl atıfta bulunacaktık peki? Bienal rehberlerine konan, rastgele seçilmiş sergi listelerinden vazgeçtik. İşaret ettiklerimizi tanıtmak üzere kentle farklı bir bağ kurmaya karar verdik. Bunları “Kentte Diğer: Eş Zamanlı Projeler” [8] olarak adlandırdık. Sergiyle ilişkisi olabilecek diğer projeleri bienale eklemleyebilmenin zeki ve savunulabilir bir yöntemi olmalıydı. Burada da bir “meta küratörlük” üstlenebiliriz diye düşündük. “Konumlamalar” fikri ve bienalin fiziki mekânına dâhil ederek Antrepo No: 5 yapısının ikinci katını ayırdığımız “Misafirperverlik Alanı” böyle oluştu. Bu, bienalin kent ve ötesindeki kültürel ortamla ilişkiye geçme girişiminin en önemli yollarındandı. Halil Altındere’nin Serbest Vuruş’u ile Hafriyat grubunun Procje: imalat hatası burada gerçekleşti. Dünyanın çeşitli yerlerinden sanat akademilerinin katılımıyla düzenlenen 15 günlük bir atölye çalışmasının ürünü olan Çeviride Kaybolanlar gene burada paylaşıldı. Revolver yayınevi ve dağıtımcısının derlediği KIOSK kütüphanesi ile Roll dergisinin bienal süresince devam eden konser, yayın ve konuşma programları da buradaydı.
Yayınlar
Yayın anlayışını toptan değiştirmeye karar verdik. Önceki bienallerde, açılış öncesi ve sonrasında birer katalog yayımlanmıştı. İlki, sergi daha açılmadan yazıldığı için anlamlı değildi. İkincisi, projenin görsel tanıklığını yapıyordu ama buna da erişim imkânı çok kısıtlıydı.
“Ciddi ilgililer”, “izleyiciler” ve “belki sergiye bile gelmeyecekler” olmak üzere üç ayrı okuyucu grubu düşledik:
İzleyiciler için getirdiğimiz değişiklik son derece basitti. Dönemin baskı teknolojileriyle bir sergi kataloğunu artık üç günde basmak mümkündü. Serginin tüm fotoğrafları kurulum sırasında çekildi; işler hakkında ayrıntılı metinler, son üç haftada üretim yapılırken değişimleri izlenerek yeniden ve yeniden yazıldı. Açılıştan üç gün önce tamamlayıp baskıya gönderdiğimiz, 160 sayfalık bir cep kitabı biçimindeki bu rehber bilet alanlara ücretsiz olarak verildi. İçerikte, küratörler olarak sunum yazılarımız ve sergilenen işler üzerine kısa tanıtımlar ile bienal mekânları ve eş zamanlı etkinliklere dair bilgilendirmeler yer aldı. Açık ve anlaşılır bir dile sahipti; niteliğinden taviz vermeksizin her kesimden izleyiciye hitap ediyordu.
Bienalin sürdüğü altı hafta boyunca her Cuma günü, altı-sekiz sayfalık bir bienal gazetesi hazırlanarak Radikal gazetesinin eki olarak sunuldu. [9] Sırf karşısına çıktığı, bir şekilde eline geçtiği için bu eki okuyabilecek kişilere erişimle bienalin kendi haberi ve eleştirelliğini üreten, dışarıdan yorumları da çağıran, devam eden bir süreç olması sağlandı.
Bir derleme olan üçüncü yayınsa [10] bienal ve benzeri projelerle daha ilgili, akademik bir okuyucu grubuna yönelikti. Niyetlerimizi ve bienali nasıl bir çerçeveye yerleştirdiğimizi İstanbul bağlamında ortaya koyduk. Bienal paralelinde ayrıca, Şener Özmen’in Istanbul Guide, Oda Projesi’nin Mahalle, oda, komşu, misafir? ve Hatice Güleryüz’ün Tuhaf Yakınlıklar kitabı yayımlandı.
Bienal İstanbul’da bitmedi. Önemli bir uluslararası yansıması, İstanbul Bienali’nin 18 yıllık tarihinin bir müze koleksiyonu ile diyalog içerisinde konumlandırıldığı EindhovenIstanbul oldu. Eindhoven’daki Van Abbemuseum’da açılan bu sergi sürerken Birmingham’daki Ikon Gallery’de bir başka proje düzenlendi. [11]
— 2011 tarihli bir konuşma metni; ilk kez 10’da yayımlandı.
Notlar
[1] İskorpit: Aktuelle Kunst aus Istanbul / İstanbul’dan Güncel Sanat / Recent Art from Istanbul, Küratörler: René Block ve Fulya Erdemci, Berlin: Haus der Kulturen der Welt, 1998 ve Karlsruhe: Badischer Kunstverein, 1999. Between the Waterfronts, Rotterdam: Las Palmas, 2002. Stadtansichten Istanbul, Berlin ve Stuttgart: ifa-Galerie, 2004. Along the Gates of Urban, Berlin: Galerie K&S, 2004. Urban Realities: Focus Istanbul, Berlin: Künstlerhaus Bethanien ve Martin-Gropius-Bau, 2005.
[2] Bk.: Bu kitapta da yer verilmiş olan İstanbul dergisi söyleşileri.
[3] Uluslararası proje grubu Urban Flashes’ın “Kamusal Alanda Kültürel Yamalar” atölyesi, 7-11 Eylül 2003’te Platform’da gerçekleştirildi. İstanbul ve Ankara’dan mimarlık, sosyoloji ve sanat tarihi öğrencilerinin yanı sıra, yurt dışından 40’tan fazla öğrencinin katıldığı; paralelinde uluslararası bir konferans da düzenlenen atölyede şu isimler yer aldı: Ti-Nan Chi, Orhan Esen, Gülsün Karamustafa, Oda Projesi, Heterotopia, Nicholas Boyarsky, Peter Lang, Karl-Heinz Klopf, Sohn-Joo Minn, Asa Drougge & Manray Hsu, Namık Erkal, Esra Akcan, Çağlar Keyder, Suha Bekki, Peter Riepl, Laurent Gutierrez & Valerie Portefaix / Trajectories, Anna Ferrer & H.H. Lim, Marco Casagrande, Robert Mull, Svein Hatloy & Jochen Becker, Vein Hatloy, Can Çinici, Mehmet Kütükçüoğlu, Tansel Korkmaz, İhsan Bilgin, Nevzat Sayın, Han Tümertekin, İpek Akpınar, Osman Vlora ve Vasıf Kortun. Atölyede geliştirilmiş çeşitli işleri içeren Mikro-Kent İstanbul sergisiyse, 29 Mayıs-31 Temmuz 2004’te Garanti Galeri’de sunuldu.
[4] 14-16 Aralık 2003 tarihlerinde düzenlenen “güney…doğu…akdeniz…avrupa…” konferans serisinde, Orta Doğu ve Balkanlar ilk kez bir araya getirilerek benzerlik ve farkılıkları müzakere edildi. Kunsthalle Fridericianum Kassel’de René Block’un küratörlüğünde yapılan In the Gorges of the Balkans sergisinin bir parçası olan program, Vasıf Kortun’un direktörü olduğu Platform’da gerçekleştirildi.Katılanlar arasında Nataša Ilić, Suzana Milevska, Jack Persekian, Shkelzen Maliqi, Luchezar Boyadjiev, Eleni Laperi Koci, Migjen Kelmendi, Lejla Hodžić, Christine Tohmé, Mai Abdu ElDahab, Katerina Gregos ve Boris Buden vardı.
[5] Bk.: Ekim 2004’te başlatılan 9B Konuşmaları. http://9b.iksv.org/turkce.asp?Page=Positionings&Sub=9bt
[6] Deniz Palas Apartmanı (bugünkü İKSV), Garanti Binası (bugünkü Garanti Bankası Galata Şubesi), Antrepo No: 5 (Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Resim ve Heykel Müzesi’ne dönüştürülmesi beklenen yapı), Tütün Deposu (bugünkü Depo), Bilsar Binası, Platform Garanti Güncel Sanat Merkezi (şimdiki SALT Beyoğlu) ve Garibaldi Binası (Casa Garibaldi Istanbul / Società Operaia Italiana).
[7] A12 projesi, bienalin tetiklediği kırılgan ve kısa ömürlü ilişkiler ağını, mekânların analiz ve tanımlanması için oluşturulan bir mekanizmayla görünür kıldı. http://www.gruppoa12.org/istambul/istambul_01.htm
[8] http://9b.iksv.org/turkce.asp?Page=Positionings&Sub=Simultane
[9] Bienal gazetesinin tüm sayılarına erişim için: http://9b.iksv.org/turkce.asp?Page=Publications&Sub=Newspaper
[10]Genişleyen Dünyada Sanat, Kent ve Siyaset: 9. Uluslararası İstanbul Bienali’nden Metinler, İstanbul Kültür Sanat Vakfı, 2005. Yazarlar: Giorgio Agamben, Asu Aksoy ve Kevin Robins, Marius Babias, Galit Eliat, Charles Esche ve Vasıf Kortun, Orhan Esen, Mika Hannula, Nikos Papastergiadis, Saskia Sassen, Nermin Saybaşılı, Shepherd Steiner, Uğur Tanyeli, xurban_collective, Mary Zournazi (Chantal Mouffe ve Ernesto Laclau ile söyleşi). Yayında ayrıca, Gabriele Basilico’nun 29 fotoğrafı yer alıyor.
[11] Daha ayrıntılı bilgi için bk.: http://9b.iksv.org/turkce.asp?Page=Positionings&Sub=Intpp