XXI - Kör Nişancı Köşesi, Ekim 2008
Taipei Bienali‘nin açılacağı gün tayfun haberi gelince kentte her şey durdu. Otelde sanatçılarla mahsur kaldık. Müzede yapacağımız konuşmayı da gece saat 10′da otelin lobisinde, sanatçılar ve konuklar arasında gerçekleştirdik. Konuşmayı onur konuğumuz Brian Holmes başlattı. Holmes küresel ekonomik kriz ve Lehman Brothers’ın iflası üzerinden neoliberal küreselleşmenin sonunu ilan etti. Hatırlanırsa Şili’de Allende’nin devrilmesiyle devreye konulan neoliberal düzen, Türkiye’de de 24 Ocak Kararları’yla uygulamaya alınmıştı. 12 Eylül darbesi de perçinleyerek işi kolaylaştırıldı. Kısaca, veçheleri birbirinden ayırsanmaya muhtaç olan, bir yandan da ayırmadan da haklarında konuşabileceğimiz neoliberalizm ve küreselleşme, demokrasiye hiç ihtiyaç duymadı. Serbest piyasa ekonomisiyle demokratikleşme deyince, örneğin, günümüzün Çin ve Rusya’sından mı söz ediyoruz?
Dünya tarihinde ekolojisi bu kadar bozuk bir ekonomik model görülmedi. Başka bir dünya mümkün olmalı derken o dünyanın ne olabileceği konusundaki hayal gücümüzü bile zapturapt altına alacak kadar şiddetliydi. Önce sosyalizm tahayyülü eritildi, ardından da sosyal devlet olasılığı köhneleştirildi. Vaclav Havel yakın zamanda verdiği bir söyleşide “İnsanlık tarihinin gördüğü tümüyle ateist ilk uygarlık olduğumuzu hissediyorum. Artık insan varlığı, içinden hukuki bir yapı çıkarsayabileceğimiz ahlaki bir tutuma, metafizik anlamda, kilitlenmiş değil” diyor. Havel’in ateizmden kastettiği, inançsızlık. İnançsızlığın, dini inançla, yani gerçek dinle alakası yok. Tam aksine, neoliberalizm gerçek dinselliğin tavan yaptığı döneme denk düştü. Bu da dönemin sadece endişe üretmesinden dolayı değil, dinin endişe mühendisliği yaparak, neoliberalizmi doğrudan desteklemesinden ve ölüm güdüsüne katkıda bulunmasından ötürü böyle oldu.
Başka bir dünya derken, bir başka dünya kendiliğinden önümüze düştü. Neoliberal ekonomi faturayı kamuya çıkarttı ve bitti. Bir yandan da çok ama çok daha tehlikeli bir dünyanın eşiğindeyiz, nakit zengini Rusya ve Çin becerikli bir yönetimle ABD ekonomisinin kontrolünü tümüyle ellerine geçirebilirler; yaşanan paniğin bu boyutu çok önemli. Fatura kamu sektörüne çıkıyor çünkü yatırım bankalarının yüksek riskli yatırım fonlarının serbest inişe geçmesiyle “ulusal çıkarlar” da riske giriyor. Cezanızı seçin.
Peki mimariye ne olacak bu dönemde? Eskiden, konuşan ve düşünen mimarların yapı stoğu üretmelerinden başka bir şey yapmamalarının sonu gelecek mi? Biz yeni mimariyi neoliberalizmle tanıdık. Önce Amerika ve Japonya’da tam da 1970′lerin sonunda “post-modern”le başladı, hem de kendinden önce gelen, 1970′lerin feci mimarisinin üzerine. Mimarinin kendi tarihçesini gelişigüzel yağmalayarak kapalı devre kontak yapmasının ardından mimari toparlasa da, zararı mimarinin salt kapitalin hizmetinde olmasından dolayı, bir o derece de kalıcı oldu.
Şimdi düzeltme zamanı, kültürel ifadenin inandırıcılığını daha da yitirmeden küreselleşmenin neoliberal örgüsünden kendini salıvermesi gerekiyor. Kendini keyif endüstrisinin ve hazzın albenisine kaptıranların da hakikate dönmesinin zamanı.
Kuracak başka bir dünya var.