— Nevin Aladağ’ın Berlin’deki Künstlerhaus Bethanien’da gerçekleştirilen Freeze-spin sergisinin kataloğu, Berlin: Herausgeber, 2003
Batı Avrupa kentlerinin yayalara açık sokak ve meydanlarında, çoğunlukla Orta Çağ kostümlerine bürünmüş, heykel gibi duran insanlara rastlanırdı; şimdilerde her yerdeler. Tarihî bir yapının nişinden ya da yüksek kaidelerden indirilmiş gibi duran bu figürler, zapturapt altına alınmış bedenler aslında pek bayağıdır ama insan üstü mukavemetlerine hayran kalanlar, önlerinde duran kutulara bozuk para bırakır.
Bu heykelsi figürler ile Nevin Aladağ’ın fotoğraflarında güncel dans ve breakdans kültüründeki freeze [donma] eylemini sahneleyenler arasındaki fark ve benzerlikler üzerine düşündüm. İki taraf da kamu mekânlarını kullanıyor; performanslarını, anıtlara nispet yaparcasına kent merkezindeki kaldırımlarda gerçekleştiriyor. Aladağ’ın fotoğraflarındaki freeze, kentin kesişen yollarının ortasında, trafik adacıkları gibi birer geçiş mekânından fazlası olmayan, tarifi zor yerleri işgal ediyor. Kırmızı ışıkta arabaların ön camlarını silip para kazanmaya çalışan müteşebbisler, ekipmanlarını böyle değersiz yerlere zula eder mesela. Eski taş heykel anlayışını sabırla tekrar ediyor olmaksa kitsch bir hadise. Oysa freeze, düşünülmüş, kendini bilen ve göndergeleri katmanlanan bir eylem. Breakdans kültürü ve hip hop patlamasının uzantılarından biri olarak temellük, tercüme, melezlik ve üslup açısından katıksız bir kentsellik içerisinde bireyselleşme gibi araçlara dayanıyor. New York’ta, sosyal konutların sıra sıra dizildiği, yıpranmış Güney Bronx mahallelerinde 1970’lerde ortaya çıkan bu eylem zamanla, yerinden edilmiş pek çok ötekinin ifade biçimlerini besleyerek dünyayı sardı.
Maliyetsiz bir performans olan freeze, yogadan jimnastiğe kadar her şeyi içine çeken dinamik bir öteki kültür repertuvarını devreye sokuyor. Performansçının bedeninin baştan ayağa yeniden düzenlenmesiyle batıda yerleşik vücut tertip ve anlayışını bozuyor. Batı geleneğinin ötekiliğe işaret etmek üzere mimaride kullandığı, bina saçaklarına heykelcikleri eklenen gargoyleleri, Quasimodo’yu ve mezarlıkta, sirkte, ucube panayırlarında, yer altında, kuytuda yaşayanları ya da kaçkınları düşünün… İşte freeze öyle bir yerden dönüştü ama varlığını tam da ortaya koydu.
Aladağ, fotoğraflarında freeze’leri tatlı tatlı sabitliyor: Genç adamlar, genç bir kadının tenkit içermeyen tutumu karşısında, ısmarlama olsun olmasın oyuna katılıyor, aralarında mesafe olmaksızın beraber duruyor. Her türlü geçici eylem ya da performanstan geriye kalan belgenin, olaya dair bir kanıt ve kendi başına bir anıt olarak farklı özelliği olduğu malum. Fotoğrafların çekildiği yerler, kent trafiğinin kesintiye uğradığı mekân ve mahallelerin birbirinden ayrıldığı bölgeler, ki bunları Aladağ tercih etmiş olabilir. Enerjilerin kesiştiği noktalar eşliğinde yoğunluğu artan freeze’ler, tıpkı poz verenlerin aidiyet meselesi gibi, aslen hiçbir yere ait olmayan yerler üzerine düşünmeye itiyor. Aladağ, fotoğrafları uzun uzun pozlayıp eylemin çevresindeki trafiğin devinimini yakalıyor; sabitlenen figürler esas anıta, anıtlaştırılmayanların anıtlarına dönüşüyor. Oradalar ama tarif edilmemiş adacıklarda; sadece trafiğin dolaşımı için oluşturulmuş, kendine dair bir hikâyesi olmayan mekânlarda.
Sanatçı, aralarında 2001 tarihli Tezcan Ailesi videosunun da bulunduğu erken dönem işlerinde, melez bir mizahla melez olduğu kadar çoklu bir kimlik inşaatındaydı. Tezcan Ailesi’nde, kimi ödünç alınmış, kimi icat edilmiş çok sayıda kültürel ifadeyi yan yana getiren post-gastarbeiter [Almanya’da misafir işçi kuşağından] ailenin hikâyesi kaygısız, hilesiz ve samimiydi. Profesyonel breakdansçı ve dans öğretmeni bir baba, şarkı söyleyip dans etmekten kendini alamayan anne ve çocuklar… Her saniyesinden şefkat ve saadet sızan birkaç dakikalık videoda, izleyici en azından dört ayrı lisana -Türkçe, Arapça, Almanca, İngilizce- maruz kalıyor; her lisan kendi müzikal çerçevesi içerisinde seslendiriliyor.
Afro-Amerikan alt kültür ifadeleri, Türkiye’den Almanya’ya göçen ailelerin sömürge sonrası çocukları için Berlin sahnesi üzerinden dönüştürebilecekleri referanslara altlık olmuştu. Bir zamanlar Berlin rap ortamı Türkiye’den daha güçlü, hatta Türkiye’yi besler durumdaydı. Kendine mal etme sırasında yer yer özcü siyasal tutumlar, cinsiyetcilik veya popülizm zemin kazansa bile, bunlar formlara içkin duruşlar olmaktan ziyade formlar üzerinden var olanın sesini duyurduğu bir kanaldı. Aladağ’ın freeze’leri, aşağı itilen kesimlere açık, coğrafya ötesi bir gençlik kültürünü zahmetsiz bir araçla, fotoğrafla hatırlıyor. Müzikten modaya, oradan da yaşam tarzı ürünlerine uzanan, keyif endüstrisi tarafından defalarca temellük edilen devridaimdeki bu repertuvardan süzülen an… Gerisi zaten tek kelimeyle lümpen.