Güneş Gazetesi , 20 Kasım 1989
Türkiye’de basılan ilk Berger kitabı, o zamanın okuyucuları için ideal bir adı olan, Sanat ve Devrim‘di. Sanat ve Devrim‘in konusu, kitab yazıldığında Sovyetler’de yaşayan, uzun bir süredir de New York’ta var olma mücadelesi veren ikinci sınıf bir Rus sanatçısıydı. Bunun neden Türkiye’de basılan ilk Berger kitabı olduğunu hala anlamış değilim. Ardından, Berger’ın, fotoğrafçı Jean Mohr İle ortaklaşa hazırladığı kitaplardan Yedinci Adam ve BBC’ye yaptığı televizyon dizisi Görme Biçimleri’nin kitabı çevrildi. Berger’in daha sonraları özeleştirdiği Görme Biçimleri, çok az sanat kitabı basılan 1970’lerin sıcak günlerinde dengesiz bir altyapıya oturmuştu. Heyecanla okumuştuk ama kitabın özünde yatan Walter Benjamin’i tanımıyorduk. Sonra, G adlı romanı, O Ana Adanmış, gibi okunmasına doyum olmayan seçkiler ve Berger’in belki de en zayıf kitabı Ve Yüzlerimiz Kalbim,Fotoğraflar Kadar Kısa Ömürlü çıktı. Son olarak, Berger’in, ilk kez 1965’te kendi dilinde çıkan Picasso’nun Başarı ve Başarısızlığı adlı kitabını, yeni bir ōn ve sonsōzle, Metis yayınları Türkçeye kazandırdı. Bu kitap, belki fotoğraf üzerine yazdığı, henüz tümüyle çevrilmemiş olan Anlatmanın Bir Diğer Yolu, ve Kūbizm Anı ve Diğer Yazılar kitaplarıyla en iyi John Berger yayınlarından biri.
Görme Biçimleri‘nin Kenneth Clark’ın Uygarlık dizisine karşı yazıldığı gibi, Picasso kitabı da var olan Picasso edebiyatına muhalif bir çizgi oluşturmakta. Bu kitab, hakkında geniş bilgi olan bir konuda, konum ve tarihsellik kazanıyor. Picasso edebiyatının çok zayıf olduğu ve bu konuda güncel tartışmalardan habersiz kalan Türkiye’de, Berger’in Picasso hakkında kullandığı “tepeden inme istilacı tanımı bu kitap için de söylenebilir. Picasso kitabının, sanat bilgisi zayıf, yazıları belli bir oluşum içinde okuyamayacak doktriner okurlara zararı da olabilir, ama burada sorun bu kitabın basılmasında değil, diğer kitapların çevrilmemesindedir. Tüm bunlara rağmen, Picasso kitabı, sanatçının sağlığında yazılmış olmasıyla da ayrı bir boyut kazanan, en derinlemesine, en ciddi çalışmalardan biridir.
Berger’ın dilindeki esneklik, ilişkisiz gibi görünen olguları eklemleme gücü, belli resimleri olağanüstü bir önseziyle çözümlemesi ve sanat tarihi bilgisi, Picasso’yu büyük zevkle okunan bir kitap kılıyor. Buna rağmen, Picasso’nun, özünde Freudcu bir tavır taşıyan, İspanya gençliğinde dondurulmuş bir sosyal-ruhbilimsel çözümleme anlatılması sorunlar yaratmakta. Oysa Berger, kitapta bundan tümüyle sıyrıldığı 1907-10, 1925-32 ve Picasso’nun yaşlılık dönemi resimlerini anlatırken, beden ve duyum ilişkilerine girdiğinde tarifsiz bir ustalık sergiliyor.
Berger’a göre Picasso, 1914’te gelişmesini durdurmuştur. Yüzyılın ilk çeyreğindeki inanılmaz sanatsal dönüşüm, yalnız Picasso’da değil, hiç bir sanatçıda bir daha görülmedi. Picasso’nun gittikçe içine ve sanat tarihine kapanması, ve her yaptığının, resminden dolayı değil, Picasso’dan çıktığı için kutsanması ise, Berger’ın yazdığı gibi, Picasso’nun olduğu kadar çevresinin de sorunuydu. Berger’ın üzerinde haklı olarak özellikle durduğu noktalardan biri, belki de gelmiş geçmiş en büyük sanatçıdan bundan daha fazlasının beklenmesinin gerektiği idi. Uzun yıllardan beri beklenen bu kitaba artık Türkiye okuyucusunun da ulaşabilmesi sevindirici. Kimi yayıncıların fırsatçılığı ve sanat tarihi edebiyatını bilmemeleri sonucunda, bir yandan vasat yazarlardan çevrilen sanatta “izmler kitapları basılırken, diger yandan da Ernst Fischer’in, çağdışı kalmış Sanatın Gerekliliği, son yıllarda da Sanat Tarihi ve Sınıf Mücadelesi gibi, vulger kitaplar çıkmakta. Oysa, her konuda olduğu gibi, sanatta da, marksist olması gerekmeyen başyapıtlar var. Bunları Türkçeye kazandırmak ise yayınevlerinin görevi.